İşgillenmek Ne Demek? (Ve Neden Beynimiz Boş Durunca Drama Yazmaya Başlar)
Sevgili okurlar, Ribellion ekibi olarak bugün “İşgillenmek ne demek” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.
İşgillenmek ne demek? Basit gibi duran ama aslında insanın iç dünyasında küçük bir Netflix dizisi başlatan bir durumdan bahsediyoruz. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım ve şunu net söyleyebilirim: işgillenmek, beynin “rahat ol” komutunu duyup tam tersini yapma sanatıdır.
Hani hiçbir şey yokken bile “bir şey varmış gibi” hissetmek… İşte orada devreye giriyor. Sabah kahveni içiyorsun, pencereden dışarı bakıyorsun, hayat sakin. Ama beynin bir anda:
“Acaba dün söylediğim şey yanlış mı anlaşıldı?”
Ve böylece iç sesin mini bir tiyatro sahnesine dönüşüyor.
İşgillenmek ne demek? Günlük hayattaki karşılığı
İşgillenmek, çoğu zaman küçük bir detayın zihinde büyüyüp dev bir senaryoya dönüşmesidir. Mesela arkadaşın mesajı 3 saat geç görür.
Normal insan:
“Yoğun demek ki.”
İşgillenen insan (ben ve benim gibi düşünenler):
“Kesin bir şey oldu. Belki kırıldı. Belki de ben geçen gün şaka yaparken fazla ileri gittim. Hatta… belki de artık beni sevmiyor.”
Ve olay sadece mesajdır. Sadece mesaj.
İzmir’de bunu çok yaşıyoruz aslında. Sahilde yürürken bile insanın iç sesi ayrı bir espri kulübü kuruyor. Dışarıdan bakınca sakin, içeriden bakınca full kaos:
“Rüzgar var… acaba hayat bana bir şey mi anlatıyor?”
Hayır abi, sadece rüzgar.
İşgillenmenin bilimsel olmayan ama çok gerçek açıklaması
Resmi bir tanım yok ama halk arasında işgillenmek ne demek sorusunun cevabı genelde şöyle özetlenir: “Olmayan şeyi var gibi düşünmek ama bunu çok ikna edici şekilde yapmak.”
Beyin burada inanılmaz yaratıcıdır. Oscar alacak senaryolar yazar, prodüksiyonunu yapar, hatta casting bile yapar. Başrol genelde sensin, yardımcı oyuncular da son gördüğün 3 kişi.
Bir düşünce başlar:
“Bana selam vermedi.”
Ve 10 dakika sonra:
“Kesin bana kırıldı, çünkü geçen hafta ‘çay mı kahve mi’ tartışmasında fazla iddialı konuştum. Aslında orada onun psikolojisini kırmış olabilirim.”
Bu noktada artık gerçeklik değil, kurgu konuşuyordur.
İzmir’de işgillenmek: Sahil, gevşeklik ve iç drama üçgeni
İzmir gibi “rahat şehir” denilen yerlerde işgillenmek ayrı bir boyuttur. Çünkü dış ortam sakin, iç dünya ise Marvel evreni.
Karşıyaka vapurundayım mesela. Hava güzel, insanlar keyifli. Ben ise içimden konuşuyorum:
“Şu an mutlu olmalıyım. Neden bir huzursuzluk hissi var? Acaba hayat bana bir mesaj mı veriyor?”
Yanımda arkadaşım:
“Ne düşünüyorsun?”
Ben:
“Hiç…”
İç ses:
“HER ŞEYİ DÜŞÜNÜYORUM.”
İşgillenmek ne demek sorusunu İzmir versiyonunda cevaplamak gerekirse: güneşli havada bile gölge üretme becerisidir.
Küçük olayların büyük felaketlere dönüşme sanatı
İşgillenmenin en güçlü yönü, küçücük olayları dev hikâyelere çevirmesidir.
Örnek sahne:
Bir arkadaş “ok” yazdı.
Normal dünya:
“Tamam demiş.”
İşgillenen zihin:
“Ok… kısa… fazla kısa… bu bir mesaj değil, bu bir duvar. Aramızda görünmez bir duvar var artık. Bitti.”
Ve sonra 2 saat boyunca “ok” kelimesinin ton analizi yapılır.
Hatta iç ses devreye girer:
“Acaba nokta koysa mıydı? Nokta yoksa pasif agresiflik olabilir mi?”
Bir noktadan sonra insan kendi dedektifi olur ama olayın faili yine kendisidir.
İç sesin tiyatro performansı
İşgillenirken iç ses tek başına bir oyuncu değil, komple bir ekip olur:
Senaryo yazarı
Yönetmen
Eleştirmen
Panik butonu
Ve sahne şu şekilde ilerler:
“Tamam sakin ol.”
“Hayır, sakin olunacak bir şey yok.”
“Belki de hiç problem yok.”
“OLSA BİLE YA?”
Bu döngü, insanı hem güldürür hem yorar. Aynı anda.
Arkadaş ortamında işgillenme krizleri
Arkadaş grubunda işgillenmek çok daha eğlenceli (ve tehlikeli).
Gece dışarıdasın:
Arkadaş: “Bugün erken dağılalım ya.”
Senin beyin:
“Erken dağılalım = benden sıkıldılar = beni gruptan çıkarıyorlar = sosyal olarak bitiyorum.”
Oysa gerçek:
“Herkes yorgun.”
Ama işgillenen zihin gerçeklerle çok ilgilenmez. Onun kendi gerçekliği vardır.
Bir süre sonra şu diyalog yaşanır:
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Eminim… sadece biraz düşünüyorum.”
(Çeviri: 14 farklı senaryo simülasyonu çalışıyor)
İşgillenmek ne demek? Aşk versiyonu
İşin romantik tarafı ise ayrı bir sezonluk dizi.
Mesaj geç gelirse:
1. bölüm: “Yoğun.”
2. bölüm: “Belki telefonu sessizde.”
3. bölüm: “Acaba soğudu mu?”
Final: “Ben neyi yanlış yaptım?”
Ve en komiği, karşı taraf çoğu zaman sadece şarj aletini kaybetmiştir.
Ama işgillenen zihin için bu açıklama fazla basittir. Basit şeyler ona güven vermez, karmaşa ister.
İç monolog: “Bir şey var ama ne?”
Beyin:
“Bir şey var.”
Sen:
“Ne var?”
Beyin:
“Bilmiyorum ama VAR.”
Ve o “var” kelimesi insanın tüm gününü çalar.
İşgillenmenin komik tarafı
Tüm bu kaosun içinde işin eğlenceli kısmı şu: çoğu zaman hiçbir şey yoktur.
Yani saatlerce kurduğun senaryo, yazdığın mental roman, çektiğin duygusal film… tamamen gereksizdir.
Bir gün sonra gerçek ortaya çıkar:
“Telefonum bozulmuştu görmedim.”
Ve sen:
“Ben neden Oscar seviyesinde dram yazdım?”
Ama yine de aynı döngü devam eder. Çünkü işgillenmek bir alışkanlık değil, bir refleks gibidir.
Kendimle yüzleşme anı (İzmir modu)
Bazen Karşıyaka sahilde otururken düşünüyorum:
“Ben neden böyleyim?”
Sonra yanımdan geçen martı bağırıyor.
İç ses:
“Martı bile özgür, sen hâlâ ‘acaba mesaj neden geç geldi’ düşünüyorsun.”
İşte o an kısa bir farkındalık geliyor ama çok sürmüyor.
Çünkü 10 dakika sonra:
“Acaba o martı da bana bir mesaj mı verdi?”
İşgillenmek ne demek? Aslında biraz da insan olmak
İlginizi Çekebilecek İçerik: İşe girince İŞKUR'a bildirmek gerekir mi ?
Tüm mizahı bir kenara koyarsak, işgillenmek aslında zihnin fazla çalışmasının bir sonucu. İnsan beyninin boş kalmayı sevmemesi, her boşluğu bir anlamla doldurması.
Bazen bu durum yorucu olur, bazen komik, bazen de gereksiz yere büyütülmüş duygulara dönüşür.
Ama bir gerçek var: hepimiz biraz işgilleniriz. Kimimiz mesajda, kimimiz bakışta, kimimiz sessizlikte.
Ve çoğu zaman olay şudur:
Hiçbir şey yoktur.
Ama zihin:
“Bir şey olmalı.”
İşte tüm mesele bu kadar basit ve aynı zamanda bu kadar karmaşık.