İçeriğe geç

Önyargının zıttı nedir ?

Kayseri’nin Sessiz Sabahında Başlayan Hikâye

“Önyargının zıttı nedir” konusunda doğru bilgiye ulaşmak isteyenler için kapsamlı bir içerik hazırladık.

Sabahları Kayseri’de hava hep biraz sert olur. İnsan yüzüne çarpan rüzgâr, sanki gece boyunca biriktirdiği bütün sessizliği bir anda boşaltmak ister. O sabah da öyleydi. Penceremi açtığımda içeri giren soğuk hava, içimde zaten var olan dağınık düşünceleri daha da belirgin hale getirdi. 25 yaşındayım ve uzun zamandır her sabah uyanınca ilk yaptığım şey kahve koymak değil, defterimi açmak oluyor. Yazmak, kafamın içindeki kalabalığı susturmanın tek yolu gibi.

O gün defterimin ilk sayfasına hiçbir şey yazamadım. Kalem elimdeydi ama içim boş gibiydi. Bir süredir aklımı kurcalayan tek bir soru vardı: Önyargının zıttı nedir? Bunu sadece bir düşünce olarak değil, yaşadığım her olayın içine sızan bir his gibi taşıyordum.

O gün bu sorunun cevabını bulacağımı bilmiyordum ama bir şekilde o cevap bana doğru yaklaşacaktı.

Otobüste Başlayan Yanılgı

Evin önünden bindiğim otobüs her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar sabahın o yarı uykulu hâliyle camlara bakıyor, kimse kimseyi görmüyordu aslında. Ben de kulaklıklarımı takıp dışarıyı izlemeye başladım.

Otobüse orta yaşlı bir adam bindi. Üzerinde eski ama temiz bir mont vardı. Elinde büyükçe bir çanta taşıyordu. Çantanın fermuarı tam kapanmamıştı, içinden bazı defterler ve kâğıtlar görünüyordu. Yanıma yakın bir yere oturdu.

İlk anda içimde garip bir his oluştu. Sebebini tam bilmiyorum ama zihnim otomatik olarak onu etiketlemeye başladı. Yorgun görünüyordu, biraz da dağınık. İçimden “muhtemelen günü zor geçecek biri” diye geçirdim. Bu düşünceyi fark ettiğimde kendime kızdım ama çok geçti; o küçük yargı çoktan yerleşmişti.

Otobüs ilerledikçe adam çantasından bir defter çıkardı. Defterin sayfaları doluydu, kenarları kıvrılmıştı. Bir şeyler yazıyordu. Kalemi hızlı hareket ediyordu. Bazen duruyor, camdan dışarı bakıyor, sonra tekrar yazıyordu.

İçimdeki merak yavaş yavaş büyüdü.

Önyargının Sessiz Gölgesi

Yanındaki insanların çoğu onu fark etmiyordu bile. Ama ben fark ediyordum ve fark ettikçe kendi içimde bir rahatsızlık hissediyordum. Çünkü daha birkaç dakika önce onun hakkında bir hikâye yazmıştım bile kafamda. Oysa hiçbir şey bilmiyordum.

Otobüs durduğunda bir genç kız içeri girdi. Yorgun görünüyordu, elinde okul çantası vardı. Ayakta kaldı. Adam hiç düşünmeden çantasını kenara çekti ve ona yer açtı. Kız teşekkür etti, adam başını salladı.

O an içimde bir şey kırıldı. Sessiz ama net bir kırılmaydı bu. Çünkü zihnimde kurduğum “dağınık, yorgun, günü zor geçen biri” hikâyesi çatlamıştı.

Ama asıl kırılma biraz sonra gelecekti.

Beklenmedik Bir Diyalog

Otobüsün camına bakarken adam bir anda bana döndü. Elindeki defteri biraz kapatıp sordu:

“Affedersin, bu hat Erciyes Üniversitesi’ne gider mi?”

Sesinde yorgunluk yoktu. Aksine, dikkatli ve canlı bir tonu vardı. Bir an durdum. Kulaklığı çıkardım.

“Evet, gider,” dedim.

Teşekkür etti. Sonra defterini tekrar açtı ama yazmayı bırakmadı. Dayanamadım.

“Yazıyorsunuz galiba,” dedim istemsizce.

Başını kaldırdı. Hafif bir gülümseme vardı yüzünde.

“Evet,” dedi. “Roman yazıyorum. Uzun zamandır.”

O an içimdeki bütün varsayımlar aynı anda sustu. Çünkü kafamda kurduğum adamla, önümdeki adam aynı kişi değildi.

Gerçekle Yüzleşme Anı

Bir roman yazarıydı. Kayseri’ye bir üniversite etkinliği için gelmişti. Ama asıl hikâye bu değildi.

Asıl hikâye, benim zihnimde kurduğum kısa ve eksik yargının ne kadar kolay oluştuğuydu.

O konuşmaya başladıkça ben sustum. O anlattıkça içimde bir utanç değil ama derin bir farkındalık büyüdü. Çünkü onun hayatını birkaç saniyede “dağınık bir adam” diye etiketlemiştim. Oysa o, yıllardır kelimelerle bir dünya kuruyordu.

“İnsanlar çoğu zaman görmeden karar veriyor,” dedi bir ara. Bunu bana değil, sanki kendine söylüyordu.

Ben sadece başımı salladım.

İçimde garip bir boşluk vardı. Hayal kırıklığı gibi ama daha çok kendime karşı.

Önyargının Zıttı Nedir?

Otobüs Erciyes Üniversitesi durağına yaklaştığında, bu soruyu ona sormaya karar verdim.

“Size bir şey sorabilir miyim?” dedim.

“Tabii.”

“Önyargının zıttı sizce nedir?”

Bir süre sustu. Camdan dışarı baktı. Sanki soruyu sadece duymadı, yaşadı.

“Bence,” dedi yavaşça, “dinlemek.”

Cevabı kısa ama ağırdı.

O an içimde bir şey yerine oturdu. Çünkü ben hep önyargıyı “yanlış düşünmek” sanıyordum. Ama o bana başka bir şey gösterdi. Önyargının zıttı sadece “doğru düşünmek” değildi. Belki de önyargının zıttı, bir insanı hikâyesiyle birlikte duyabilmekti.

Dinlemek.

Ama gerçekten dinlemek.

Sadece sesini değil, suskunluğunu da.

İçimde Açılan Boşluk ve Yeni Bir Işık

Otobüsten indiğimde Kayseri’nin soğuğu yüzüme tekrar çarptı. Ama bu kez farklı hissediyordum. Sanki içimde uzun zamandır kapalı duran bir pencere açılmıştı.

Yürürken sürekli onu düşündüm. Yazar olan adamı. Ama daha çok kendimi düşündüm.

Ben kaç kişiyi böyle etiketlemiştim?

Kaç hikâyeyi hiç dinlemeden bitirmiştim?

Defterimi çantamdan çıkardım. Bir bankta oturdum. Kalem elimdeydi ama bu kez boş değildim.

Yazmaya başladım.

“Bugün bir adamla tanıştım…”

Ama cümleyi bitiremedim. Çünkü mesele o adam değildi.

Mesele bendim.

Günlüğe Dökülen Gerçek

Yazdıkça içim açıldı. Kelimeler birikmiş bir su gibi akmaya başladı.

O an fark ettim ki, önyargı sadece bir düşünce değildi. Bir hızdı. İnsanları anlamadan geçme hızı.

Ve onun zıttı, yavaşlamak zorunda kalmaktı.

Birini gerçekten görmek için durmak gerekiyordu. Sadece gözle değil, dikkatle bakmak gerekiyordu.

Ben ise çoğu zaman bakmıyordum bile.

Sadece geçiyordum.

Defterin sayfaları doldukça içimdeki ağırlık hafifledi. Ama tamamen gitmedi. Belki de gitmemeliydi.

Çünkü bazı farkındalıklar insanın içinde kalmalıydı.

Akşamın Sessizliğinde Kendime Dönüş

Eve döndüğümde Kayseri’de hava daha da soğumuştu. Odama girdiğimde ilk işim tekrar defterimi açmak oldu.

Bugün yaşadığım şey bir karşılaşma değildi sadece. Bir yüzleşmeydi.

Kendimle.

Daha önce hiç düşünmediğim bir şeyi düşündüm:

İnsanları tanımadan önce zihnimizde kurduğumuz hikâyeler, onların gerçeklerinden daha hızlı büyüyordu.

Ve bu büyüme, çoğu zaman adaletsizdi.

Pencereden dışarı baktım. Sokak lambaları yanıyordu. Her şey sessizdi.

Ama içim sessiz değildi.

Son Düşünce: Önyargının Zıttı Ne Kadar Mümkün?

Defterimin son sayfasına tek bir cümle yazdım:

“Belki de önyargının zıttı, bir insanı ikinci kez görebilmektir.”

Kalemi bıraktığımda içimde garip bir huzur vardı. Tam anlamıyla bir cevap bulmuş gibi değildim. Ama artık doğru soruyu sorabildiğimi hissediyordum.

Önyargının zıttı bir kelime değildi.

Bir tavırdı.

Bir bakışın hızını değiştirmekti.

Ve en önemlisi, bir insanı hikâyesinin tamamı bitmeden yargılamamaktı.

Benzer Bir Yazı: Çarpıntı korkulacak bir şey midir ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://enjoyablevideo.com https://gazetezeybek.com.tr https://fidapeyzaj.com.tr Sitemap
betexper