Yalı Çapkını Nerede Çekildi? Her Şeyin Göründüğü Gibi Olduğu Bir Dizi
Yalı Çapkını… Bu diziyi sevmeyen yok, değil mi? Ya da belki seviyorsunuz ama bir türlü o kadar popüler olmasını anlamıyorsunuz? İzmir’de yaşayan biri olarak, dizinin hem artılarını hem de eksilerini görmeden duramıyorum. Hele ki, “Yalı Çapkını nerede çekildi?” sorusunu bir kenara bırakıp dizinin çekim yerleri ve genel atmosferi üzerine kafa yormadan edemiyorum. Gelin, bu yazıda biraz daha cesur ve eleştirel bir gözle bakıp, dizinin çekildiği yerlerin ne kadar gerçekçi ve ne kadar reklam kokulu olduğuna dair fikirlerimi paylaşayım.
Yalı Çapkını Nerede Çekildi? Çekim Mekânları ve Gerçekçilik
Yalı Çapkını’nın İzmir’de çekildiği kesin. Ama işin içine biraz daha derinlemesine bakınca, her şeyin o kadar da “gerçek” olmadığını fark ediyorsunuz. İzmir’in o klasik zarif, geçmişle bugünün buluştuğu havası, aslında dizinin konusuyla neredeyse aynı paralellikte. Zenginlik, görkem, drama… Ama soralım şimdi: Bu “görkem” gerçekten İzmir’in sokaklarında her gün gördüğümüz şey mi? Ya da bu kadar “yalı” olan bir şehri anlatmak, gerçekten şehrin ruhunu yansıtıyor mu? Bence bu noktada bir kafa karışıklığı var.
İzmir’de doğmuş biri olarak, günlük hayatımda yalılar bir yana, dar sokaklarda yürümek, kafelerde arkadaşlarla oturmak, çarşılarda gezmek daha yaygın bir durum. Ama dizinin çekildiği yerler, bir yalı çapkınının gerçekten yaşadığı mekanlar gibi. Ne de olsa dizi, lüks bir yaşamı, gösterişli bir ortamı anlatıyor. Bunun ne kadar gerçekçi olduğu, tamamen izleyicinin bakış açısına bağlı. Ama bana kalırsa bu “görkemli” setler, bir anlamda dizinin tüketicisine satılan bir yalan gibi. İzmir’in gerçek ruhu, gerçek insanları, biraz daha farklı.
Yalı Çapkını’nın Güçlü Yönleri: Görsel Zenginlik ve Atmosfer
Evet, kabul ediyorum; dizinin çekildiği yerler gerçekten göz alıcı. Bunu inkar edemem. “Yalı Çapkını” İzmir’in o zengin deniz manzaralı sahilleri, lüks mekanları ve görkemli villalarıyla, ekranın karşısındaki izleyiciyi adeta büyülüyor. Set tasarımı, mekan seçimleri o kadar iyi yapılmış ki, görsel anlamda izlerken “vay be” dedirtiyor.
Bir de tabii ki, diziye İstanbul’un zenginliği eklenmiş durumda. Bu sayede, gerçek anlamda büyük bütçeli bir yapım izliyoruz. Lüks mekanlar, zarif iç mekanlar, görkemli oteller ve gerçekten dikkat çekici manzaralarla, izleyiciyi o dünyaya çekmek başarılı bir strateji olmuş. Ama bu atmosferin işin duygusal derinliğiyle çok da örtüşmediğini hissediyorsunuz bazen. Şimdi, bu görselliğe hayran kalmamak elde değil, ama biraz daha gerçekçilik olsaydı, karakterlerin duygusal mücadeleleri ve içsel çatışmaları o kadar güçlü olurdu ki…
Yalı Çapkını’nın Zayıf Yönleri: Gerçekçilikten Uzak Mekânlar ve Aşkın Romantize Edilişi
Yalnız, şu bir gerçek ki, diziye bakarken gerçekten “burası gerçek hayat mı?” diye soruyor insan. Özellikle dizinin başrol karakteri Ferit’in efsanevi “yalısının” bulunduğu yerler, gerçek dünyada pek fazla denk gelemeyeceğiniz türden. İzmir’in pek çok kesiminde lüks yaşamı gözler önüne seren bu yapılar aslında, şehrin gerçek yaşamını ne kadar yansıtıyor? İzmir’de bir kafe açmak, şehri keşfetmek ve iş hayatında mücadele etmek, bir yalıda yaşamaktan çok daha farklı. Şehirdeki sıradan insanları anlatan bir dizi olsaydı, bu kadar görkemli bir set tasarımı olamazdı belki, ama belki de o zaman daha fazla izleyici “bu gerçekten bizim hayatımız” diyebilirdi.
Ayrıca, dizinin aşkı yüceltme tarzı da beni zaman zaman biraz rahatsız etti. Her şey o kadar romantize edilmiş ki, ilişkilerin, insanlar arası bağlılıkların ve çıkarların gerçekten bu kadar net olabileceğini düşünmek, biraz fazla “idealize” ediyor gibi. Her şeyin sonunda bir yalı, bir zenginlik ve mutluluk var mı? Gerçekten öyle mi? Sorular daha fazla kafanızı kurcalamaya başlıyor. Tabii ki, bir dizi izlerken gerçekçilik aramamak gerektiğini biliyoruz, ama “Yalı Çapkını” bence bazen bu dengenin çok ötesine geçiyor.
Tartışmaya Açık Sorular
Şimdi, size birkaç soruyla bitireyim. Yalı Çapkını gibi dizilerde yer alan görsel şovlar, aslında gerçek hayattan ne kadar uzaklaşıyor? Şehirlerin ruhu, “set tasarımı”na dönüşebilir mi? İzmir gibi şehirler, sadece sahillerden ve zengin semtlerden ibaret mi? Ya da belki de, bu tür diziler, bu tür görsellikler, izleyicinin gözünde gerçek hayattan daha fazla değer taşıyor?
Sonuç olarak, Yalı Çapkını’nın çekildiği yerlerin ne kadar gerçekçi olduğu veya gerçek İzmir’i yansıttığı tartışmalı bir konu. Bir yandan görselliğiyle büyüleyen bir yapım, diğer yandan gerçek hayattan çok uzak olan bir yalı dünyasında kaybolmuş bir hikaye gibi. İzleyiciye sunulan bu “hayali” dünyada, biraz daha gerçeklik, biraz daha derinlik olsaydı, belki de bu diziyi daha çok takdir edebilirdik. Ama neyse ki, dizi bir şekilde hâlâ izleniyor. Şehir ne olursa olsun, insanlar göz alıcı görselleri seviyor.